14 Ağustos 2011 Pazar

Öyle bi dünya yok

   Hiç kimse tamamen özgür değildir aslında. Kimse hayatını tamamen kendi istediği şekilde yaşayamaz.  Ortada bir takım seçenekler vardır ve biz onlardan istediğimizi seçeriz sadece. Neyi seçeceğimiz bırakılmıştır bize. Seçenekleri biz belirleyemeyiz. Anlayacağınız yolun sonu çoktan bellidir aslında. Biz sadece gideceğimiz yönü belirleriz, hangi taraftan gideceğimizi. Durup biraz düşününce, kobay farelerinden pekte bir farkımızın olmadığımızı anlarsınız. Şöyle ki; fare de sadece gideceği yolu kendi seçer, labirenti değil..
   İşin ilginç tarafı bazı insanların bunu kabullenmiş olmaları. Bunu nerden mi anladım? Olaylara gösterdikleri tepkilerden tabii ki. 'Böyle olacağı varmış.' ya da ' Demekki hayırlı değilmiş' gibi lafları çok duyuyorum ve nefret ediyorum. Ne demek ya 'Böyle olacağı varmış.' ! Başka şekilde davransan başka türlü olurdu baba. Ne demek hayırlı değilmiş ! Bu kadar basit mi size göre bu işler. Olmazsa 'kısmet değilmiş ya' deyip geçiştirmek. Bu kadere karşı boyun eğmeyi hiç bir zaman onaylanamadım. Bana göre insan kendi kaderini kendisi çizer. Çizer derken sadece o 2 noktayı birleştirir. Başlangıcını ve sonunu. İster düz ve temiz bir çizgi çizer, isterse yamuk, eğri büğrü. Kişiye kalmıştır o. Ama hiçbir zaman o iki noktayı belirleyemez..

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Tesla

Nikola Tesla... Bilim tarihinin elektrik ve elektronik alanında, 20. yüzyılda gerçekleştirlen tüm buluşların altındaki tek isim olan Tesla'nın üzerindeki giz perdesi ölümünün üzerinden 57 yıl geçtikten sonra yavaş yavaş kalkmaya başladı. Az sonra değineceğimiz gibi Tesla'nın üzerine FBI tarafından çekilen giz perdesinin altında 20.yy bilim tarihinin, sonuçları çok ağır olacak hesaplaşmaları yatıyor. Bir giriş olarak bu hesaplaşmanın notlarını şöyle aktarabiliriz.
Birincisi elektiriği hayatımıza sokan Micheal Faraday değil, Nikola Tesla'dır. Faraday'ın tek yaptığı kaleme aldığı önemli bir yapıt olan Elektrik Üzerine Araştırmalar adlı eserinde elektrik ve manyetizma arasındaki ilişkilerin deneylerini göstermiş olmasıdır. Elektriği başta ampul olmak üzere yaşantımıza sokan, radyoyu, radarı. florasanlı ampulü, bilgisayarı, faks makinasını, ve daha aklınıza gelebilen bütün elektrikli ve elektronik aletleri geliştiren Tesla olmuştur. General Electiric, Westinghouse, Marconi and Morgan gibi ABD endüstrisinin dev tekelleri Tesla'nın bu buluşları üzerine şekillenmiş, fakat kendisi hayatı boyunca hiçbir kurumsal ilişkiye girmemiştir.

  İkincisi, ABD'nin bu dev tekelleri General Electiric'in direktifleriyle Tesla'yı sümen altı etme kararı almışlardır. Neden? Çünkü Tesla parasız ve doğayı kirletmeyen bir elektrik üretiminin mümkün olduğunu açıklamıştır. Bu açıklaması başta General Electiric olmak üzere tüm ABD tekellerini paniğe düşürmüş ve bütün kapılar yüzüne kapatılmıştır. Beş kuruş parasız ve borç içinde New York'ta bir otel odasında ölümü derin anlamlar içermektedir.

8 Ocak 1943 gecesinin yoğun trafiği
Bu yüzden Tesla'nın potresini çizebilmek için yazımıza 8 Ocak 1943 gecesinden başlayabiliriz. Tesla'nın 5 Ocak ile 8 Ocak tarihleri arasında Hotel New Yorker'daki odasında tek başına kalp yetmezliğinden öldüğü tahmin edilmekte. Tesla'nın otel görevlilerine rahatsız edilmek istemediğini söylemesi ve günlerce odasından dışarı çıkmaması bir alışkanlık haline geldiğinden ölümünün üzerinden 2-3 gün geçmesine karşın kimse öldüğünü farketmez. 8 Ocak gecesi diğer tüm Yugoslav mültecileri gibi FBI gözetimimnde olan Tesla'nın mülteci yiğeni Sava Kosanovich, yanında iki bilim editörü George Clerck ve Kenneth Sweezey ile birlikte Tesla'nın odasına girer. Otelin 3 yöneticisi ve Yugoslav Büyükelçiliğinden bir temsilci şahitliğinde Kosanovich, Tesla'nın vasiyetini arar. Kosanovich Tesla'nın yazılarını ve deney aletlerini toparlar. Toplanan bu eşyalar bugün Belgrad'daki Tesla Müzesinde sergilenmektedir.Aynı gece Pentagon'dan Albay Erskine FBI'ı arayarak harekete geçirir ve Tesla'nın öldüğünü haber verir. FBI yetkilileri, Yabancılar Dairesi Komiseri Fitzgerald ile birlikte, otel odasına girerler ve Tesla'nın tüm eşyaları iki büyük kamyona yüklenir. Tesla'nın tüm araştırma kağıtları ve makaleleri, Manhattan Storage and Warehouse Co. adlı New York'taki bir depo şirketine gönderilir. Bu depoyu Tesla 1934 yılından beri kullanmaktadır. FBI kayıtlarında Tesla'nın makalelerinin 50 kutu içerisinde depolandığı belirtilmekte. Yabancılar Dairesi, ABD Deniz Kuvvetleri İstihbarat Servisini arayarak, Tesla'nın tüm makalelerinin ve araştırma kağıtlarının mikrofilme çekilmesini emreder.
8 Ocak gecesinin bu yoğun trafiği içinde FBI'a yeni bir bilgi ulaşır:Tesla 1932 yılında Grosvenor Clinton Hotel'in emanetine depozitini ödeyerek bir kutu bırakmıştır. ABD devlet başkanlığı bilim danışmanlığı FBI'a bu kutunun içindeki dökümanların derhal alınması talimatı gönderir. Kutunun içinde Tesla'nın kablosuz enerji aktarımı projesi, yeni bir torpido silahının planları ve çalışma modeli ile Tesla'nın "Ölüm Işını" adını verdiği yüksek dalga frekans silahının projesi vardır. FBI'ın toparladığı tüm belgeler ve projeler, ABD Başkanının emriyle FBI tarafından TOP SECRET olarak mühürlenir ve projelerin kamuda tartışılması yasaklanır. Tüm bunlar bir gece içerisinde, 8 Ocak 1943'de gerçekleşir. Tesla ve araştırmaları bir giz perdesinin ardına itilir.
FBI kayıtlarında, Tesla'nın ölmeden önce 5 Ocak günü Pentagon'dan Albay Erskine'ı aradığı ve "teleforce" adını verdiği mikrodalga silahını Pentagon'a vermek istediği, fakat Albay Erskine'in telefondakinin bir deli olduğunu düşünerek, Tesla'yı ciddiye almadığı iddia ediliyor. Tesla biyografisindeki bu üçüncü sınıf polisiye senaryosu önemlidir. 5 Ocak günü Tesla'yı hatırlamayan Albay Erskine 8 Ocak gecesi, Yugoslav büyükelçiliğinin Tesla'nın otel odasına girdiğini haber alır almaz FBI'ı ve Deniz Kuvvetlerini nasıl harekete geçirebilmiştir? Bu sorunun yanıtı FBI kayıtlarında bulunmamaktadır. Birincisi Nikola Tesla adı Amerikan kamuoyunda o günlerde yakından bilinen sansasyonel bir içeriğe sahipti. İkincisi Tesla'nın araştırmaları Pentagon tarafından yakından izleniyor ve Tesla FBI tarafından sürekli takip ediliyordu. Üçüncüsü Tesla öldüğünde yaşamını Yugoslav Hükümetinin kendisine bağladığı maaşla idare ediyordu ve Yugoslav Büyükelçiliği ile yakın temastaydı. Dolayısıyla Tesla'nın Pentagon'u aradığı iddiasının temeli çok zayıf kalıyor. FBI'ın tüm kaygısı Teslanın çalışmalarının Sovyet Kızılordusu'nun eline geçmesi olasılığıydı; ki bu araştırmaların önemli bir kısmının Sovyetlerin eline geçmiş olduğu da, Sovyet bilim tarihinin gelişimi içerisinde görülebiliyor. Tesla'nın tüm kaygısı Alman faşizminin durdurulması gereğiydi ve bilimsel çalışmalarını bu yüzden silah tasarımına yöneltmişti. Tesla'nın mikrodalga silah tasarımı ile deprem ve tsunami silahı uzun yıllar söylence olarak kaldı. Uluslararası bilim çevreleri genelde bunun bir palavra olduğunu iddia etmelerine karşın söylenceler doğruydu.

Tesla'nın patentleri piyasaya çıkıyor
18 Ekim 1993 yılında ABD Savunma Bakanlığı, kısa adıyla HAARP olarak bilinen projenin 'High Frequency Active Auroral Reseach Program'ın Gakona-Alaska tesislerinde başlatıldığını açıkladı. Raythenon Corporotion tarafa geçirilen proje, Alaska Massachusettes, Stanford, Penn State, Tulsa, Clemson, Maryland, Cornell ve UCLA olmak üzere ABD'nin 9 üniversitesi ve MIT'nin ortaklığı ile uygulamaya kondu. HAARP projesinin patentleri (ABD Patent Dairesi'nde 4.686.605, 4.712.158 ve 5.038.664 no'lu kayıtlarıyla) Bernard Eastlund tarafından alındı. Her üç patentin ilk kayıtları Tesla'nın adına kayıtlı ve Tesla bu patentleri Colorado teslerinden sonra almıştı.Bernard Eastlund, bu üç patentin geliştirilmesi ile kayıtlara geçti. Patentlerin içeriği ise şu: 4.686.605: Dünya atmosferi ve iyonosferinin ve/veya magnetosferinin değiştirilmesinin metodu. 4.712.158: Seçilmiş bir bölge üzerinde süni elektron siklonu oluşturma metodu. 5.038.664: Dünya üzerinde rölativik partiküller oluşturma metodu. Söz konusu son patent Tesla'nın ölüm ışını adını ve düşman kuvvetlerinin elektronik sistemini felç ederek elektronik bir duvar oluşturan sistemdir. Gerek Körfez Savaşı'nda ve gerekse de Yugoslavya'nın bombanalanmasında kullanılmıştır.
Tesla'nın sürekli tartışılan deprem ve Tsunami silahının üzerindeki sır perdesi de 1999 yılının eylül ayında, Yeni Zellanda Savunma Bakanlığının açıklamasıyla kalktı. Yapılan resmi açıklamada 1943 ve 1944 yıllarında ABD'li bilim insanlarının Yeni Zellanda'ya bağlı takım adalarda tsunami silahını denedikleri ve seçilen kıyı parçalarının deniz altında oluşturulan deprem dalgasının yarattığı dev dalgalarla başarılı bir şekilde vurulduğu belirtildi.
Yine 1997 yılında Rus Uzay İstasyonu MIR'den yapılan açıklamada, Tesla'nın Colorado deneylerinin doğru olduğu ve şimşeklerin atmosferdeki belli katmanlarda ve düzenli bir şekilde gerçekleştiği belirtildi



İcat Tesla'nın, patent başkasının
Kuşkusuz Teslanın yaşamındaki ironik yan, buluşlarının patentlerinin hep başkaları tarafından alınmış olmasıdır. Bu patent mücadelelerinden bir tanesi Marconi ile radyo'nun keşfi üzerine olmuş ve Tesla'nın ölümünden 6 ay sonra ABD Yüksek Adalet Mahkemesi, radyoyu ilk bulan kişinin Marconi değil Tesla olduğunu mahkeme kayıtlarına geçirmişti.
Dönemin ABD devlet başkanı Wallace, FBI ve ABD Deniz Kuvvetleri tarafından hayatı TOP SECRET olarak damgalanan Tesla, hayatı boyunca kimseyle yakın bir ilişki kurmadı. Doğu ve Batı Avrupa dillerinin tümüne yazılı ve sözlü olarak hakimdi. Muazzam denebilecek bir kültür birikimine sahipti. Hayatı boyunca hiçbir şirket ya da kurum ile sürekli bir ilişki kurmadı. Hiçbir kurumsal yapı inşa etmedi. Belgrad'daki Tesla Müzesi ölümünden çok sonra Yugoslavya Hükümeti tarafından kuruldu. Buluşlarının patentlerini alma becerisini gösteremediği için, çalışmalarının üzerinden daima başkaları büyük başarılar kazandılar. uluslararası bilim toplantılarını, söz sırası kendisine geldiğinde yarıda bırakıp bahçedeki güvercinleri beslemeyi tercih etti. Çocukluğundan beri doğayı gözleme tutkusu içerisinde oldu. Nerede nasıl davranacağını ve nasıl konuşulacağını hiçbir zaman bilemedi. Hayatı boyunca kendi dünyasının içinde yaşadı. Tüm bu özellikleriyle Tesla belki de gelmiş geçmiş en ünlü otistiklerden birisiydi. Fakat kesin olan bir şey var ki, 20. yüzyıl teknik uygarlığı tek başına onun beyninin içerisinde gerçekleşti.

Şimşeğin çocuğu
1856'da 10 Temmuz'u 11 Temmuz'a bağlayan gece Hırvatistan'ın küçük bir köyü olan Similyan'da doğdu. Doğduğu gece müthiş kasırgalı ve şimşekli bir geceydi. Tesla doğduğunda çıkan muazzam şimşeklerden korkan ebesi, annesi Djuka'ya "Bu çocuk olsa olsa şimşeğin çocuğu olabilir." demişti. Tesla'nın annesinin güncesindeki bu satırlar, ilginç bir şekilde Tesla'nın yaşamını belirleyecek ve Tesla'nın günce defterlerinden edindiğimiz bilgiye göre 3 yaşından itibaren "elektrik" ve "şimşek" denen şeyi merak edecekti. 80'li yaşlarında kendisiyle yapılan bir röportajda şunları söyler Tesla; "80 yıldır kendime her gün bu elektriğin ne olduğunu soruyorum. Halen ne olduğunu bulamadım."
Nikola Tesla aile içindeki adıyla Niko, dört kardeşin en küçüğüydü. Kendisinden 7 yaş büyük abisi Dane, Tesla 5 yaşındayken attan düşerek ölmüştü. Anılarında erkek kardeşinin ölümünün, kendinde travmatik bir etki bıraktığını ve ailenin tek erkek çocuğu olarak kendini çalışmaya adadığını belirtir. İlkokula başladığında matematikteki üstün yeteneği öğretmeni tarafından farkedildi. Mekaniğe karşı yoğun bir ilgisi vardı. Yaptığı ilk alet 6 yaşındayken gerçekleştirdiği kurbağa yakalama düzeneği idi.

"Bir gün bu motoru yapacağım"
Tesla'nın bilimsel kişiliği Hırvatistan'ın Carlstad kasabasında eğitim gördüğü Gymnasium ve Prag Üniversitesi, Graz Politeknik Mühendislik Fakültesi'nde şekillendi. Yine anılarında Gymnasium'daki öğretmeni Profesör Poeschl'in hayatındaki önemine vurgu yapar. Poeschl elektrikteki son gelişmeleri, dinamoları, elektrik motorlarını Paris'e gidip satın alarak okuluna getiren ve bu aletleri sökerek çalışma mekanizmalarını öğrencilerine anlatan gerçek bir bilim insanıdır. Poeschl öğrencisi Tesla'nın günde birkaç saat uyuyarak sürdürdüğü yoğun çalışma temposunu ve elektriğe olan merakını fark etti ve Tesla'nın Prag Üniversitesi'ne gitmesini destekledi.
Tesla'nın Prof. Poeschl ile tartışması da okul kayıtlarına geçmiştir. Tesla Faraday'ın elektrik jeneratörünün yetersiz olduğunu ve bu jeneratörün ileri geri hareketin dışında, dairesel bir dönme hareketiyle bir elektrik motoruna dönüşebileceğini belirtir. Poeschl bunun imkansız olduğunu söyler. Fakat Tesla itiraz eder ve bir gün bu motoru yapacağını belirtir.

Alternatif akım motoru ve depresyon
Babasının ölümü Tesla'nın omuzlarına, annesinin ve kardeşlerinin bakım sorumluluğunu yükler. Budapeşte'de babasının yakın arkadaşı Puskas bir telefon şirketi çalıştırmaktadır. Budapeşte'ye taşınarak Puskas'ın yanında çalışmaya başlar. Tesla'nın kafasındaki tek problem alternatif akım motorunun çözümüdür. otobiyografisinde alternatif akım motorunun denklemlerini Budapeşte Parkı'nda Goethe'nin Faust eserini okurken ve günbatımını seyrederken çözdüğünü belirtir. Problemin çözümü sırasında ağır bir depresyon geçirir, kendi tarifiyle masaya konan bir sineğin çıkardığı ses bile beyninin içinde büyük yankılar uyandırmaktadır. Alternatif akım motoru elektrikte bir devrimdir. Kendisinden önce birçok mühendisin beceremediği manyetik alanda alternatif akım üretimini sağlamıştır. Tesla birden fazla akım kullanarak motorun şaftını döndürmüştür. Daha da önemlisi Tesla alternatif akımlı motorunu icat ederken akımın kabloya ihtiyaç dumaksızın manyetik alanda ilerleyebildiğini keşfetmiştir. Bobine gelen elektrik ilk hareketi vermekete ve daha sonra motorun hareketli parçaları kabloya ihtiyaç duymaksızın hareket edebilmektedir. Depresyon dönemi geçtikten sonra Tesla alternatif akımlı motorlarun detaylarını tamamlar. Jeneratörler, motorlar ve transformatörler tasarlar. İki akımlı motoru, üç akımlı motora geliştirerek yeni buluşu çokfazlı motorun detayları üzerinde çalışmaya başlar.

"Mümkünlük" sınırlarını sürekli zorladı
Tesla müthiş bir matematikçiydi. Aynı zamanda küçük yaşlkardan itibaren tutkulu bir doğa gözlemcisiydi. Çocukluğu çılgınca akan nehir sularına kendini atıp, suyun gücünü incelemekle geçmiş ve bu tutkusu yüzünden birkaç kez ölümün eşiğinden dönmüştü. Bu özellikleri ve aldığı iyi eğitim Edison gibi bilim insanları ile Tesla arasındaki ayrım çizgisini belirliyordu. Otobiyografisinde hiçbir zaman Edison gibi deneme yanılma yöntemiyle çalışmadığını, problemi matematik olarak kafasında çözmeden hiçbir deney yapmadığını belirtir. İlginçtir ki, denediği hiçbir aletini ikinci kez denemeye ve geliştirmeye gerek duymadı. Ürettiği makinalar daima tüm detaylarıyla matematik olarak çözümledikten sonra istisnasız çalıştı.
Alternatif akımlı motoru Budapeşte'de Faust okuyup, günbatımını seyrederken çözdüğünü belirtmiştik. Tesla bilimin, sanat faaliyetlerinin bir uzantısı olduğuna ve bir bilimci ile bir sanatçı arasında hiçbir fark olmadığına inanıyordu. Döneminin romantik geleneğini takip ediyordu. Eğer tarif edebilme çabamızı zorlarsak, Tesla'nın romantik sanat geleneğinin bir dehası olduğunu belirtebiliriz. Beki de bu yüzden hayatı boyunca hiçbir zaman buluşları üzerinden nasıl para kazanabileceği gibi bir soruyu kendine sormadı. Bu özelliği de Edison ile arasında ki en büyük farktı. Edison daima "mümkün olabilecek buluşlar" üzerinde başkalarının fikirleri üzerinden büyük paralar kazanırken, Tesla mümkünlük sınırını asla bilmedi ve matematik problemleri ile daima zamanının "mümkünlük" sınırlarını zorladı ve o sınırları darmadağın etti.

ABD'deki ilk adımlar
"Geride bıraktıklarım her anlamda sanatsal ve büyüleyiciydi. Ve bulduğum makinalaşmış, kaba ve cazibesi olmayan bir şeydi. Amerika dedikleri bu muydu?" (1884)
ABD'ye adım attığında Tesla'nın günlük defterine düştüğü satırlar böyleydi. Avrupa kültürünü ve sanatını olabilecek en yüksek düzeyde özümsemiş Tesla, ABD'ye adım attığında beş parasızdı. Cüzdanı, valizi ve tren bileti Paris'te çalınmış, kuvvetli hafızası sayesinde hatırladığı bilet numarasını söyleyerek, Calais Limanı'ndan gemiye binebilmişti. Atlantik'i üzerindeki elbiseleri değiştirmeden geçmek zorunda kaldı. Atlantik yolculuğunu banyo yapmadan ve elbiselerini değiştirmeden yapmak zorunda kalması, hayatında derin bir iz bıraktı. Bir daha asla elini bir kez kuruladığı havluyu ikinci kez kullanmadı. Temizlik hastalığına tutuldu. New York'a indiğinde cebinde sadece İngiliz arkadaşı Charles Batchellor'un Edison'a kendisi için yazdığı referans mektubu vardı. Cüzdanı çalınmış olduğundan mektubu da gümrük görevlilerine kimlik olarak gösterip gümrükten geçti. Prag, Paris, Budapeşte ve Berlin'den sonra New York gözüne inanılmaz derecede çirkin gözüktü.
1917 yılında Amerikan Elektrik Mühendisleri Enstitüsü kendisine verdiği Edison Altın Şeref Madalyası'nı aldığı törende Tesla New York'ta attığı ilk adımları şöyle anlatmıştı:
"İlk birkaç adımda kaybolmuştum bile. Yolumun üzerinde bir atölyede, bir elektrik ustasını önündeki dinamoyu tamir etmeye çalışırken gördüm ve kafamı uzatıp yardıma ihtiyacı olup olmdığını sordum."
Avrupa yapımı olan dinamoyu çözemeyen usta, Tesla'nın yardım önerisini kabul etmiş ve Tesla ceketini çıkarıp, akşamüstüne doğru dinamonun tamirini bitirmişti. Usta Tesla'ya iş önerdi, fakat Tesla kibarca öneriyi reddedip çıkmak üzereyken eline tutuşturulan 20 dolar ile şaşkınlığa düştü. O geceki otel ve yemek parası çıkmıştı.

Edison'la karşılaşma ve hayal kırıklığı
Ertesi gün 5th Avenue'daki Edison Şirketi'nin önündeydi. Tesla anılarında Edison'u gördüğünde hayal kırıklığına uğradığını, hayalinde canlandırdığı Edison tiplemesinin yerine, pazar günü kilise ayinine giden bir çiftçiye giden birini bulduğunu söyler. Tesla Edison'a alteratif akım motor projesini anlattığında, Edison Tesla'ya yeni elektrik teorileri ile ilgilenmediğini, pratik becerisi yüksek bir mühendis aradığını söyler. O günlerde Edison yeni bir sipariş almıştır, gemi mühendisi Louis Nixon'un transatlantik yolcu gemisinin aydınlatma sistemini kurmakla meşguldür. SS Oregon adlı yolcu gemisi zamanının en büyük ve modern yolcu gemisidir ve ilk defa gemilerde kullanılan gaz lambaları yerine elektrikle aydınlatma sistemleri kurulacaktır. Teknik bir arıza çıkmıştır ve ve gemiye yerleştirilen iki jeneratörün dinamoları çalıştırlamadığı için gemi hareket edememektedir. Jeneratörlerin gemiden tamir için dışarı çıkarılması imkansızdır. Tesla, Edison'a Paris'teki Continental Edison Şirketi'nde çalışırken bu tip dinamoları tamir ettiğini söyleyerek işi alır. Dinamoların ana bobinleri yanmıştır. Tesla sabaha karşı iki jeneratörü de çalışır hale getirir. ABD'deki hayatı SS Oregon gemisinin jeneratörlerini tamir ederek başlar. Edison, karşısına birdenbire çıkan bu Sırp mühendisin becerisi karşısında hayrete düşmüştür.
Budapeşte'deki telefon firması kapandıktan sora Tesla patronuyla birlikte Paris'e gelmiş ve orada Edison'un Paris şirketinde çalışırken Batchellor ile tanışmıştı. Batchellor'ın teşvikiyle ABD'ye gelen Tesla, bir şeyin farkında değildi. Edison imparatorluğu doğrudan akımlı elektrik jeneratörlerinin patenti üzerine kurulmuştu. Bu birçok sorun yaratsa da işleri yolunda gidiyordu Edison'un. Ne var ki Batchellor altından kalkmak zorunda oldukları büyük çaplı aydınlatma sistemlerinde birden fazla doğrudan akımlı dinamoyu birbirine bağlama probleminin çözümü için Paris'te tanıştığı bu genç Sırp mühendisinin dehasına güvenmişti ve Tesla'yı bu yüzden ABD'ye gitmesi için teşvik etmişti. Tesla bu gerçekle kısa bir süre sonra yüzleşti.Edison Tesla'nın alternatif akımlı motor üretimi için paraya gereksinimi oduğunu anladığında, kendisine Chicago'daki Haverly Tiyatrosu'nun 647 ampulünün aydınlatma sistemi için doğrudan akımlı jeneratörlerin senkronizasyon tasarımı için 50 bin dolar önerdi. Tesla geliştirdiği regülatör sistemi ile jeneratörleri birbirine senkronik bir şekilde bağladı. Edison'un tasarımına eklediği ek bir fırça tasarımı ile jeneratörler düzenli bir şekilde çalışıyordu. Edison Tesla'nın patentini kendi adına aldı. Ve Tesla'ya söz verdiği 50 bin doları vermedi ve üstelik kaba bir şekilde kendisini tersledi. Tesla birdenbire günde 18 saat, haftada 7 gün Edison'a çalıştıını ve üstelik Edison'un ticari atılımın temelini attığını fark etti.
İşin gerçeği Edison tam anlamıyla bir kör cahildi. Hırvatistan'ı Avrupa'nın ortasında yabanıl bir orman zannediyordu. Bir keresinde Tesla'ya insan eti yiyip yemediklerini bile soracak kadar dünya kültüründen habersizdi. Tesla, Edison'un kendisine söz verdiği parayı vermemesi üzerine istifa etti.

Edison ile arasındaki fark
Tesla'nın ayrılmasından sonra Edison, Tesla'nın tasarımları sayesinde Amerikan elektrik Endüstrisini ele geçirdi. Tesla alternatif akımlı motorunu Amerikan şirketlerine kabul ettirmeye çalışırken, halen bir gerçeğin farkında değildi. ABD endüstrisi doğrudan akımlı elektrik üzerine kurulmuştu ve Edison da parayı buradan kazandığı için kurulu sistemi değiştirmek istemiyordu. Tesla alternatif akımlı elektrik sistemini kurabilmek için, tüm sistemi değiştirmek zorudaydı ve bunun için de alternatif akım endüstrisi şirketine ihtiyacı vardı. Bu ise Muazzam bir kapital anlamına geliyordu. Edison'un sistemi 115 volt üzerinden çalışıyordu. Bu ise günümüzde kullandığımız yüksek voltajın ihtiyacını karşılayamacak bir sistemdi ve üstelik yarım mil ötede bir enerji istasyonuna ihtiyacı vardı. Bu zenginler açısından problem yaratmıyordu. Onlar ihtiyaçları olan elektrik istasyonunu kurduruyorlardı. Edison'un iş yaptığı toplumsal kesim de bu zenginlerden oluşuyordu. Tesla ise toplumdaki herkes için evlere kadar giren bir elektrik üretiminin hayalini kuruyordu. Ohm Kanunu'nu yaratıcı bir şekilde kullanarak alternatif akımlı enerji üretiminde voltajı düşürüp, yükseltebileceğini farketmişti. Kentlerin aydınlatılması için düşündüğü bugün kullandığımız ampül tasarımı ile de ilgilenen olmadı.

Pentagon'un emrine girmedi
Genel olarak bakıldığında Tesla'nın hayatı ve buluşları kapitalizmin bilimsel gelişmenin önünde nasıl bir engel oluşturduğunun açık bir örneğidir. 19. yüzyıl kapitalizminin sermaye sınıfı Tesla'nın buluşları ile ilgilenmedi. Zira sermayenin önde tuttuğu kar mantığı ile Tesla'nın geniş halk kitlelerine hizmet mantığı hayatı boyunca karşı karşıya geldi. Ölümünden sonra bile tüm buluşları kilit altında tututdu; silah sektörüne ve dev Amerikan tekelerine kaynak oluşturdu.
Tesla 2000'li yılların teknolojisini 1900'lerin başında teorik olarak oluşturmuştu. Üstelik halen "parasız elektrik" gibi buluşları hayatımıza girebilmiş değil. Bir an için hayal kurmayı deneyin ve 1900'lerin başlarında insanlığın bugün kullandığımız teknik ve teknolojik donanımla kuşanmış olduğunu düşünün. 100 yıl içerisinde bugün gelebildiğimiz noktayı düşünmeye çalışın. Yani kapitalizmin cenderesinden kurtulabilmiş bir bilimin isanlığa sunabileceği hizmetleri düşünün.
Acıdır ki; bir zamanlar Etiyopya'nın İtalyan işgalinden kurtulması için Etiyopya halkına elektronik savunma sistemleri tasarlayan Tesla'nın buluşları üzerinden son yıllarda Irak ve ülkesi Yugoslavya katledildi.
Tesla en fazla naif olmakla suçlanabilir. Tipik bir 19. yüzyıl Avrupalı romantik olmakla suçlanabilir. Ama ölümünden 57 yıl geçtiken sonra Batılı yazarların FBI kayıtlarına inanarak, ölmeden önce mikrodalga silahını FBI'a vermek istediğini söylemeleri, deyim yerindeyse düpedüz terbiyesizliktir. Tesla mikrodalga silahını Yugoslvaya'nın Nazi işgalindden kurtulması için tasarlamıştı. Ölümünden sonra otel odasına FBI'ın yugoslavya Büyükelçiliği'nden sonra girebilmesi de, Tesla'nın vatanına olan derin sevgisinin kanıtından başka bir şey değildir. Bugün şu gerçeği itiraf etmek gerekiyor. Tesla FBI'la değil Yugoslav Hükümeti'yle doğrudan temasta oldu. İsteseydi rahatlıkla Pentagon'un emrine girebilirdi. Bunu seçmedi. Ve bu yüzden de sadece FBI'ın değil ABD ekonomisini elinde tutan tüm şirketlerin korkulu rüyası haline dönüştü.

Tesla, Edison'a karşı savaşı kazanıyor
Tesla kurtlar sofrasında mücadele vermenin yöntemini öğrenmişti. Arkadaşı A. K. Brown ile birlikte Tesla Electric Company'nin kuruluşunu gerçekleştirdi. Brown, Tesla'ya alternatif akım ile çalışan motorun tasarımının yeterli olmadığını ve sistemin tüm ek parçalarının jeneratörlerinin, transformatörlerinin de tasarlanması gerektiğini anlattı. Tesla tek fazlı, iki fazlı ve üç fazlı üç adet motor geliştirdi. 40'ın üzerinde jeneratör ve transformatör tasarladı. Sistemin uzun mesafelerde çalışması için yüksek voltaj aktarabilen ince kablo tasarımı ile sistemini tamamladı.Amerikan Patent Dairesi'nde sistemin tüm tasarımı Tesla'nın adına 30 ayrı patent ile patentlendi. Tesla kurduğu yeni sistemin tüm patent haklarına sahipti artık. George Westinghouse adında bir işadamı Tesla'nın yeni sistemi ile ilgilendi. Bugünkü Westinghouse imparatorluğu Tesla'nın buluşları üzerinden inşa edildi. Westinghouse firması alternatif akım sistemini günlük hayata sokan ilk şirket oldu. Tesla yaptığı anlaşma ile patent hakkından büyük paralar kazandı. Amerikan sosyetesinin gözde simalarından biri olmuştu. 1 Mayıs 1893 yılında Amerika'da gerçekleşen Dünya Fuarı'nın aydınlatma sisteminin ihalesini Westinghouse firması aldı. Bu tarihe kadar ki süreç, Edison'un Tesla ile mücadelesi ile geçmişti. Karşılıklı patent davaları açıldı. Sonunda Edison, şirketini satmak zorunda kaldı. Tesla'nın tasarımı olan 96.620 ampulle aydınlatılan Dünya Fuarı, Tesla'nın uluslarası gösterisi haline dönüştü. Tesla fuarda kadife bir zemin üzerinde elektrik enerjisiyle döndürdüğü metal yumurtası ve vücudundan geçirdiği yüksek voltaj enerjisi ile sistemin zararsızlığını ve üstün gücünü gösterdi. Edison, Tesla ile sürdürdüğü mücadeleyi kaybetmişti.

Tesla'nın beyin dalgalarına ilişkin araştırmaları hâlâ bir sır
Tesla 1 Mayıs 1893 Dünya Fuarı'na Yugoslavya'dan ve annesini henüz kaybetmişti. Londra ve Paris'te verdiği konferanslar ile uluslararası üne kavuşmuştu. Annesinin yanına ulaştığında, ölüm döşeğindeki annesi ile son konuşmaları Tesla'yı tüm hayatını sorgulama sürecine soktu. Annesini ölümünün ardından 6 hafta bilincini kaybetti. Bu 6 hafta içerisinde ilginç ilizyonlar gördü. Bilinçsiz olarak masa örtüsüne birtakım formüller ve elektrik düzenekleri karaladı. Bilincine yeniden kavuştuktan sonra şu satırları keleme aldı:
"Artık büyük bir düşünceye yoğunlaşmalıyım. Tanrı'dan gelen insan aklının gücüne. Beynimizin enerji üretimini doğanın enerjisi ile senkronize edersek tüm gezegenin geleceğini kurtarabiliriz."
Ve bugün halen bir sır olarak kalan Tesla'nın insan beyninin dalgaları üzerine çalışmaları böylece başladı. Westinghouse Tesla'nın buluşları üzerine imparatorluğunu kuradursun, Tesla bu kez çok daha büyük bir projenin içerisine adım atıyordu.
İnsan beyninin dalgaları üzerine çalışmalarında, beynin Beta, Alfa ve Teta boyutlarını ölçtü. Bu dalga boylarının ölçümünü bugün modern tıbbın ölçümlerine çok yakın olarak tesbit etti. Normal bilinç düzeyindeki Beta durumundaki beynin EEG ölçümündeki dalga boyunu saniyede 14, dinlenme durumundaki Alfa boyutunu saniyede 7'nin altında ve uyku durumundaki beynin Teta boyutunu da saniyede 3 devir birim olarak saptadı. Tesla-Schuman Rzoransı olarak da bilinen dünyanın doğal dalga boyunu saniyede 10 olarak saptamıştı. Bugün kesin olarak bu ölçüm 7.8 olarak saptanmış durumda. Tesla ELF (çok düşük dalga boyu) 7.8 Hertz dalga boyuna ayarladığı elektrik enerjisini kendi üzerinde deneyerek, deney sonuçlarını kaydetti. Bu araştırmalar özellikle 60'lı yıllarda Sovyetler Birliği'ndeki çalışmalarda geliştirildi. Vücudumuzun enerji haritası çıkarıldı Tesla'nın başlattığı beyin ön lobu ile arka lobu arasındaki enerji değişiminin verileri ve araştırmaların hangi aşamaya geldiği bugün halen kamuoyu tarafından bilinmemektedir. Bilebildiğimiz sadece Rus bilim insanlarının "telekinesis" olarak tanımladıkları çalışmalarda beynin normal Beta durumundayken, Alfa ve Teta boyutlarına geçilmesi durumundaki sonuçların gerek Tesla ve gerekse de Sovyet bilim insanları tarafından incelendiğidir.
Bu araştırmaların önemi şudur. Beynin Beta boyutundan, kişi uyanık durumdayken Alfa ve Teta boyutlarına sıçratılmasının sonuçları, "parapsikolji-paranormal faaliyetler" olarak adlandırılan alandan başka birşey değildir. Tesla araştırmaları bu alandaki incelemelerin insanlık tarihinde mistik olarak korunan örtüsü kaldırmış, ruh denen şeyin de biyoenerjimizden başka birşey olmadığı gösterilmiştir. Bu araştırmalar bilimin ulaştığı sınırlar bakımından fizikötesi olarak tanımlanan alanın fizik içerisinde tanımını mümkün kılmıştır.

Tesla'nın büyük ütopyası
Tesla'nın araştırmaları insan beyni ile sınırlı kalmadı. Adım adım küresel bir projeye doğru ilerlemeye başladı. Dünyamızın enerji potansiyeli ve insanın biyoenerjisinin Dünya'nın biyoenerjisi ile olan ilişkilerini incelemeye başladı. Colorado'da kurduğu gözlemevi ve laboratuvarında yaptığı araştırmaların sonucunda büyük bir ütopyaya ulaştı. Dünya'nın ve atmosferimizin sürekli olarak elektrik ile şarj edildiğini ve şimşeklerin atmosferde düzenli uzay aralıklarında gerçekleştiğini saptadı. Bu saptaması 1997 yılında Ruslar'ın MIR Uzay istasyonu tarafından doğrulandı. Tesla bu saptamasından hareketle, kablosuz enerji aktarımı ile sadece telgraf mesajlarının değil, sesin, görüntünün ve her türlü yazılı bilginin dünyanın istediğimiz yerine iletilebileceğini söyledi ve bu söylediklerini projeye dökmeye başladı.
Tesla'nın bu cümleleri sarfettiği yıl 1899 yılının mayıs ayıdır. 1899 yılında Tesla'nın laboratuvarında telgraf çoktan ilkel bir alete dönüşmüş ve Tesla televizyon, bilgisayar, cep telefonları, modem hatlar üzerinde çalışmaya başlamıştır. Tesla, Century Magazine ile temasa geçerek Colorado çalışmalarını makaleye dökmek istediğini belirtti. Dergi editörleri Tesla'nın sansasyonel aydınlatma teknikleri üzerine bir yazı bekliyorlardı. Fakat Tesla'dan gelen yazının üst başlığı "İnsan enerjisinin yükselmesinin problemleri", alt başlığı da, "İnsan faaliyetlerinin ve çalışmalarının filozofik tartışması" idi. Makale degide yayımlandı. Tesla yazısında kablosuz enerji üretimi ile evrensel bir dünya sistemi kurulacağını, her türlü mesaj, görüntü ve filmin sınırsız bir şekilde dünyanın değişik ülkelerindeki insanları arasında iletilebileceğini uçağın geliştirilmesi ile ülkeler arasındaki sınırların kalkacağını ve insanların serbestçe yolculuk yapabileceğini ve en önemlisi, dünyanın depolanmış enerjisinden herkesin basit bir alıcıyla sınırsız yararlanabileceğini ve süreç içerisinde el emeğine olan ihtiyacın minimum düzeye ineceğini belirtiyordu. Tesla makalesinde insanlığın bu aşamadan sonra uzaydaki diğer gezegenlerle temasa geçeceğini bildiriyoru. Tesla makalesinde yer alan görüşlerini beş ayrı buluş üzerinde şekillendiriyordu. Bunlar sırasıyla:
- Tesla bobini (Voltaj ayarı yapabilen bobin)
- Transmitter (Dünyanın elektriğinin şarjı ile rezorans olan aydınlatma alanları)
- Kablosuz sistem
- Bireyselliğin Sanatı (Bu Tesla'nın düzeneğinde her bireyin kendi dalga boyundaki alıcısının tasarımı idi. Her bireyin kendi istasyonu kendisine gösterilen mesajları alabilecekti. Bunu günümüzde kullanılan cep telefonu ve e-mail'in ilk prototipi olarak görebiliriz.)
- Uzay Ötesi Dalgalar (Tesla gezegenimizin belli dalga boylarına tepki verdiğini tespit etmiş ve dünyayı sürekli vibrasyonda olan bir enerji topuna benzetmişti. Dünya'nın etrafında oluşturulacak enerji tarlası ile Dünya'nın enerjisi hiçbir kayba uğramadan değerlendirilebilecek ve böylece gezegenimizi kirletmeyen temiz ve parasız bir elektrik elde edilebilecekti).

Kapitalizmin çarkına çomak sokunca...
Sonuç ne oldu? Tesla'nın ütopyasında tek bir etken eksikti (her zaman olduğu gib): ekonomik etken. Tesla'nın açıklamaları Westinghouse firmasında alarm sinyallerine neden oldu. Tesla, Edison'un doğru akım endüstrisini yok etmiş, oluşturduğu alternatif akım sistemi ile yeni bir endüstri düzeneği kurmuş ve bu düzenek üzerinden Westinghouse ve General Electrics gibi dev tekeller türemiş, imparatorluklarını inşa etmişlerdi. Şimdi Tesla hepsini kablosuz enerji üretiminin yeni düzeneğiyle tehdit ediyor ve kendi kurduğu endüstriyi çöpe atıyordu. Westinghouse ve General Electrics patronları kuşkusuz Tesla'nın ne istediğini anlamıyorlardı. Tesla patent ücretleriyle lüks bir yaşam sürüyordu. Derdi neydi?
Tesla'nın çabasını tek anlayabilen Samuel Clements (Mark Twain) oldu herhalde. Hayatında hiçbir zaman yakın dostluklar kurmamış olan Tesla ile Clements arasında, dostluk da 1910 yılında Clements'in ölümü ile sona erdi.Tesla ölümüne kadarki yılları, kablosuz sisteminin inşasını oluşturmak için çabaladı. Bu süreçte ihtiyacı olan parayı temin etmek için tüm patent haklarını sattı. Yugoslav Hükümeti imdadına yetişti. Günlük yaşamını sürdürebilecek bir maaş bağladı Tesla'ya. 75. doğum gününde Einstein'ın rölativite teorisinin yetersiz olduğunu, dinamik yerçekimi teorisinin yakında kendisi tarafından kamuoyuna sunulacağını açıkladı. Konuşmasında ses, ısı, ışık, röntgen ve radyo dalgalarının yerçekimi ile ilişkisinden söz etti. Yerçekimi dalgalarından söz ettiği bu konuşması, 1982'li yıllarda tekrar hatırlandı. PSR 1913 + 16 olarak adlandırılan ve enerji kaybına neden olan "double neutron star"ın 1980'li yıllarda bulunmasıyla yerçekimi dalgalarının varlığı kanıtlandı. Tesla bunu nasıl keşfetmişti? Einstein'ın rölativite teorisine neden karşı çıktığı ve yerçekimi dalgalarının varlığını nasıl keşfettiğini hiç bir zaman açıklamadı. Küsmüştü.

24 Temmuz 2011 Pazar

Büyüklük Küçüklük Kavramı

    Büyük ne kadar büyüktür? Ya da küçük ne kadar küçük? Bir şey neye göre büyüktür? Küçük aslında da gerçekten küçük müdür? Bize büyük olan şey başkasına nasıl küçük gelebilir? Neden büyük küçük diye sınıflandırma ihtiyacı duymuşuz? Büyüklük veya küçüklük bu kadar önemli mi? Sorular, sorular.. Gece gece kafamı meşgul edenlerden sadece bir kaçı..
    Kavramların nasıl ortaya çıktığını hep merak etmişimdir. İlk kim bulmuştur mesela? O ismi ilk ona kim vermiştir? Neden vermiştir? Niçin başka bir şey dememiştir de şu anki adını vermiştir? Yanlış hatırlamıyorsam bununla ilgilenen bir bilim dalı olmalıydı. Adını şu an hatırlamıyorum ama sanırım felsefeciler uğraşıyordur. Kesin felsefecilerdir canım başka kim olabilir? Deli insanlar hepsi.. Her şeyi bilmek isterler ama bilmezler ki her şeyi bilmek iyi mi kötü mü? Ben şahsen her şeyi bilmek istemezdim. Çünkü her şeyi bildikten sonra ne amacı kalıyor ki yaşamın? Yeni şeyler keşfetmek değil midir hayatı çekici kılan? En son ne zaman yeni bir şey keşfettiniz hatırlıyor musunuz? Ben hatırlamıyorum. O yüzden yeni bir şeyi keşfetmenin vermiş olduğu hazı tarif edemem size. Keşke edebilseydim ama edemem. Küçükken bilim adamı olmak bir şeyler icat etmek isterdim, denizci olmadan önce. Şimdi hatırlıyorum da küçükken pek çok şey istemişim. Bir kısmını yapmışım ama bir kısmını gerçekleştirememişim. Gerçekleştirebilir miyim? Orası meçhul. Hayat çok garip nerde ne olacağı hiç belli olmuyor. Şunu yapacağım derken bir bakmışsın bunu yapmışsın, o hala eksik kalmıştır. O yüzden hep derim 'carpe diem' yani 'anı yaşa'. Bazen gelecek için o kadar hayal  kuruyoruz ki anı kaçırıyoruz. Belki hayal kurmayı çok sevdiğimiz için yapıyoruz bunu. Bezen kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki gerçekleri fark edemiyoruz. Bilerek göz ardı ediyoruz ya da. Düşünüyorum da insanlara 'hayal dünyasında mı yaşamayı tercih edersiniz yoksa gerçek dünyada mı?' diye sorsalar kaçı bu dünya da kalmak isterdi? Ben ister miydim? Sanırım istemezdim..
    Bir sırrımı paylaşmak istiyorum. Rüya gören insanları çok kıskanırım. Çok fazla rüya göremediğim için olsa gerek. Senede 10 tane belki görüyorumdur. İyisi mi şunu 20 yapalım biz. Belki daha fazla görüyor ama hatırlamıyorsundur demişti bir gün bir arkadaşım. Öylesi daha kötü değil mi? Hatırlamadıktan sonra ne önemi var ki rüya görmenin? Galiba bu yüzden uykuyu boşa zaman kaybı olarak nitelendiriyorum. Sadece yatıyorum ve kalkıyorum. Hiçbir güzel tarafı yok ki. Sadece yatıyorum ve kalkıyorum.. Rüya görseydim daha farklı değerlendirirdim sanırım. Rüyalarda bir de şu vardır. Başını hiçbir zaman hatırlamayız. Bir an da kendimizi olayın içinde buluruz. Hatta bazen rüya da olduğumuzu anlarız ama çaktırmayız. Devam ettirmek, sonunu görmek isteriz. Peki hiç rüyaların neyden yapıldığını düşündünüz mü? Eminim çoğunuz ilk defa bu soruyla karşılaşıyorsunuzdur. Rüyalar bir şeyden yapılıyr mu? Ham maddesi var mı? Niye rüya görüyoruz? Gerçek olmadığı halde neden rüyaların bitmesini istemiyoruz? Bence bunun sebebi insanların yalanı sevmesi. Her ne kadar kötü diye belirtsekte yalanı, kaçımız kullanmıyoruz ki? Ailemize, arkadaşlarımıza, çevremize ve en önemlisi kendimize.. Kaçımız kendimizi kandırmıyoruz ki? Ben şahsen hep yaparım. Ortada kötü bir şey varsa kendimi kandırırım. Bunu neden yapıyorum? Sanırım üzülmektense mutlu olmayı tercih ettiğimden. Bu beni korkak mı yapar? Bana göre hayır. Şu dünyaya bir kere geliyoruz. Gülmek mutlu olmak varken niye kendimi üzeyim ki?
   Yazıyı aştan itibaren okuyunca farkettim ki çok fazla konu atlamışım. Nerden nereye gelmişim. Aman canım bugün de böyle yazmak istiyorum. Sonuçta benim yazım, benim düşüncelerim. Bu arada saat de epey geç olmuş. Canım puding çekti birden. Aklıma geldi puding sevmeyen insan var mıdır acaba hep merak etmişimdir? Kim sevmez ki ya pudingi? Ben bayılırım. Keşke hep yiyebilsem. Bir süre sonra bıkarım gibi geliyor ama o evreye gelene kadar epey bir zaman geçer.
    Neyse ya biz ne diyoduk. Bu gece iyice dağıttım konuyu varya. Şöyle bir özet geçmek gerekirse; kavramlar sakat şeyler fazla üzerinde durmamak gerekir. Felsefecileri ise fazla hor görmeyin. Garibanların tek suçu meraklı ve kuşkukolik olmaları. Sonuçta onlar da bizden. Rüyalara gelince ise onlardan pek bahsetmek istemiyorum. Çünkü sinirimi bozuyorlar. Birazdan uyucam ve gene göremeyeceğim.
  Neyse şu an çok fazla uyku bastı ve uyumak istiyorum. Herkese bol rüyalı ve pudingli geceler diliyorum..

23 Temmuz 2011 Cumartesi

The Matrix

   Şimdiye kadar izlediğim filmler arasında beni en çok zorlayan ve etkileyen filmdir Matrix. İlk olarak çocukluğumda izlemiştim ve o zaman ilgimi çeken şeyler dövüş ve patlama sahneleriydi. Geçen günlerde filmin ne anlatmak istediğini anlamak için tekrar izlediğimde, böylesine bir filmin yaptıkları için Wachowski kardeşleri ne kadar tebrik etsem azdır. Bundan 12 sene önce böylesine bir filmi düşünmeleri bile büyük başarı ki 'Neo' karekteri için Will Smith'e teklif götürdüklerinde rolü neden kabul etmediğine dair şöyle bir yorum getirmişti: "Dürüstçe itiraf etmem gerekirse, bu filmi yapabileceklerine inanmıyordum, çünkü çok iddialıydı. Tekniği de duyunca ’bu olmaz, film komik olur’ diye düşünmüştüm". Yani anlayacağınız o bile inanmamıştı böyle bir filmin yapılabileceğine ama ....

  Filmi izleyen kitlenin büyük bir bölümünün filmi anlayamadığını farkettim ve bunun üzerinde film ile ilgili bir şeyler yazmak istedim. Bunun için biraz araştırma yaptım. Bulduğum şeyleri kendi düşüncelerimle harmanlayıp ortaya koydum ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Bunu yapmaktaki amacımın sadece filmin daha anlaşılabilir kılmak ve mümkün olduğunda kafalardaki soru işaretlerini azaltmak olduğunu söylüyor ve sorulara geçiyorum..
   

1-) Matrix nedir ve nasıl oluştu?

  Bundan seneler seneler önce, insan ırkı ile makineler muazzam bir savaşa giriştiler. İnsanların makineleri yenmeleri imkansız gibiydi taa ki akıllarına bir fikir gelen kadar. O fikir ki iki topluluğunda sonunu getirebilecek bir fikirdi. Makineler güneş enerjisi ile çalıştıklarından insanlar savaşı kazanmak için güneşi bir şekilde engellemeliydiler. Her nasıl yaptılarsa dünyayı bir şekilde bulutlarla kapladılar ve güneş ışınlarının dünyaya ulaşmasını engellediler. Yani bir nevi güneşi yok ettiler. Ancak bu durumun kendi sonlarının da getireceğini hiç düşünmediler. Zira güneşsiz bir dünyada hiç bir canlı var olamaz. Bu olaydan sonra insanlar ortak bir platformda makineler ile bir anlaşma sağlandı. Makineler insanları yok etmeyecek, onları enerji kaynağı olarak kullanacak bunun karşılığında da insanlara sonsuz mutluluğu yaşatacak bir sanal ortam yaratacaklardı. Böylece ilk matrix kurulmuş oldu. İnsanlar pil olmayı kabullendiler ve matrix onlara sanal, huzur dolu, cennetimsi bir ortam oldu. Diğer taraftan bu ortam insani bir takım dürtüleri azalttı. Cennet gibi bir yerde yaşamaktan dolayı insanlar yeterli vücut enerjisi üretmez oldular ki bu durum makinelerin pekte işine gelmedi. Ortak platformda her iki tür için de sürdürülebilirlik gerektiğinden ve mevcut durumun makinelerin sonu demek olduğundan makineler matrix’in üst versiyonunu yaptılar. Bu versiyonda insanların enerjilerini optimum seviyeye çıkaracakları bir ortam bulunuyordu. Yani dünyanın günümüzdeki gibi bir similasyonu. Bu simulasyonda insanlar doğuyor, yaşıyor, ölüyor, çabalıyor... (tıpkı günümüzde oynadığımız bir çok strateji oyununda olduğu gibi) Ancak, bu versiyon enerjiyi artırmakla beraber matrix’i bir kısırdöngüye soktu. Zira makineler hangi denklemi kullanırsa kullansınlar, deneklerin (yani insanların) %1'i matrix’i reddediyordu. İşte tüm konu aslında bu %1 oranında kilitli.

2-) "One" ve ''Zion'' kavramları

   "One" bir çeşit program ve kullanılabilmesi için bir bünyeye yüklenmesi gerekiyor. Daha önce 5 kere yüklenmiş bu program. Yani eski neo’lara yüklenmiş. Peki programın amacı ne? Amacı gayet basit; matrix’i reddeden insanları (yani %1'leri) 'Zion' denen yerde toplamak. Bu toplam ana sistemi (yani matrix’i) tehdit eder hale geldiğinde Zion'un yok edilmesini sağlamak ve onu yeniden inşa etmek. Peki neden  inşa edilmek zorunda? Yeniden inşa etmek zorunda çünkü insanlar arasında %1’lik bir topluluk denklemdeki dengesizlik yüzünden matrix’i hep reddediyor. Matrix reddedenleri zaman içinde Zion denen başka bir yere naklediyor, bir anlamda fişini çekiyor ya da başka bir anlamda diğer bir işletim sistemine (sanal bir ortam değil aksine gerçek) koyuyor, daha sonra Zion’u yok ettiriyor. Sonradan reddedenleri de yine yeniden inşa edilecek olan bu mekana koyuyor.    Peki matrix bu reddedenleri nasıl zion'a koyuyor? Açıklaması basit. Morpheus ve benzeri kaptanlı gemili programlarla 'güya' bunları kurtarıyor ve Zion’a atıyor. Ne zaman ki bu reddedenlerin toplamı ana sistemi tehdit edebilir hale geliyor, (filmde anomaliler olarak geçmekte) o zaman zion’un yok edilme vakti gelmiş oluyor. Ama unutulmamalı ki sonra da reddedenler olabileceği için Zion’un yeniden inşa edilmesi gerek. İşte bu böyle bir kısırdöngü aslında. Yani "one"ın amacı savaşı engellemek değil tam aksine savaşın gerçekleşip, bitmesini sağlamak. Zaten 'one' sistem tarafından özellikle yaratılmış bir program sisteme karşı gelmesine imkanı yok. Zion yok edilince 'one' programının görevi de sona ermiş oluyor.

3-) Görevi sona eren programa ne olur ?

  Kahinin dediği gibi ya siliniyor ya da sürgün ediliyor. Bu programa kalmış birşey hangisini seçmek isterse o oluyor. Şöyle bir örnekle daha güzel anlatabilirim bunu. Gelişmiş bir program yazdığımızı ve bu programda gelişmiş denklemlerin kullandığımızı ama eşitliğin yalnızca bir ihtimalle sağlanamadığını; fakat biz bunu, programı yazarken fark etmemiş olalım. Bu durumda denklemde eşitlik sağlandığında program duracaktır. Ancak sağlanamaması durumunda belki duracak belki durmayacaktır. Çünkü biz ona bu durumda (yani eşitlik sağlanamaması durumunda) ne yapması gerektiğini söylememişizdir. Bu yüzden program anormal hareketlerde bulunabilir ki bu durum filmde “sürgün” olarak ifade edilmektedir. Tıpkı Fransız (Merovingian) gibi. O da eski bir 'neo' aslında. Yani "one" programının eklendiği bir bünye. Program amacına ulaşınca ölmek yerine kaçmış, kendine bir suç imparatorluğu kurmuş. Bunu nereden anlıyoruz sorusunun cevabı ise karısının Neo'ya söylediği söz. Hatırlarsınız Neo'ya; Merovingian'ın da bir zamanlar -ilk geldiğinde- tıpkı "senin gibiydi" demişti. Bir de ilerleyen dakikalarda: "tekrar insana yakın birisi tarafından öpülmenin ne demek olduğunu hatırlamak istiyorum" , "seni kıskanıyorum Trinity ama böyle bir şey uzun sürmez". Sırf o anları hatırlamak için Neo'nun öpmesini istemişti.

4-) Mimarın odasındaki kapılardan hangisi doğru olandı?

   Bunun açıklanması için üç olasılık var.

a.) 'Bütün eski Neolar sağdaki kapıyı seçti.'

  Fakat böyle bir olasılık durumunda Zion çoktan yıkılmış olurdu ve onlar da istedikleri 23 kişiyi seçip (matrix’in fişinden çekip) kurtarırlar ve matrix'i yeniden inşa ederlerdi. Dolayısıyla mimar Neo ile konuşurken Zion halihazırda yok edilmiş durumda. Bu noktada "one" (yani neo) görevini tamamlamış olacağından ya ölecek ya da sürgünü seçecek. Matrix, sürgün bir porgramı gördüğünde yok ediyor ancak, sürgüne gitmeyi engelleyemiyor zira bu onun hesap etmediği parametrelerden biri. Ama bu seferki Neo soldaki kapıyı tercih ediyor. Peki neden? Hatırlarsanız mimar konuşmaları sırasında "ilginç, bu öncekilerden daha çabuk" demişti Neo'nun hemen cevap vermesi üzerine. Bunun sebebi ise bence kahin'in Neo'ya yedirdiği şekerlemeydi. Neo'da yüklü olan "one" programı upgrade oldu. Demek ki önceki Neolar o şekeri hiç yememişlerdi. Belki de Neo programın upgrade olması sayesinde ilk defa doğru kapıyı seçti.

b.) 'Bütün eski Neolar soldaki kapıyı seçtiler.'

  Böyle yapmış olsalar trinity'i kurtarır ve Zion'un yok olmasına neden olurlardı. 'Peki doğru hamle bu muydu?'  Hatırlarsanız mimar "bu Zion'u yok edişimizin 6. seferi olacak ve bu konuda aşırı derecede etkin hale geldik" demişti. Burda şunu çıkarabiliriz; demekki diğer Neo’lar hep Trinity'i seçmişler.  İşte burda sorulması gereken soru şu ; Zion'u tekrar kurup reddedenleri burada kim toplayacak? bilindiği gibi Morpheus ve Trinity birer program. Morpeheus’un görevlerinden biri Neo'yu mimara göndermek. Trinity'ninki ise ona aşık olarak Neo'yu kontrol etmek, korumak. Trinity yeni Neo'nun annesi olacak. Bu yüzden filmdeki sevişme sahnesi çok önemliydi ve bu yüzden ismi Trinity (hıristiyanlıkta baba/tanri, oğul/isa ve kutsal ruh üçlemesine verilen ad). Mimar, kadının öleceğini söyledi ve Trinity öldü ama sonra tekrar hayata döndü. Tıpkı ilk filmde kahinin Neo’nun ya da Morpheusun öleceğini söylediği ve Neo’nun ölüp sonra tekrar hayata dönmesi gibi. Yani mimar olacakları biliyordu. Dolayısıyla önceki Neolar da soldaki kapıyı seçmişti. bir de ilk filmde Morpheus Neo'ya Zion'un nasıl kurulduğunu anlatırken; "Birisi vardı, sadece o dışarıda doğmuştu" cümlesini kuruyor. Yani önceki Neo'nun da dışarıda doğduğunu, Trinity gibi bir program ile eski Neo’nun çocuğu olduğunu.

c.) 'Eski Neolar farklı kapıları seçtiler.'

  Hangi kapıyı seçerlerse seçsinler gittiklerinde Zion yok olmuştu. Dolayısıyla sağdaki kapıyı seçenler 23 kişiyi matrix'ten kurtarıp tekrar Zion’u kurdular. Solu seçen Neolar ya öldü ya sürgüne gitti. Yeni Zion’u dışarıda doğan çocuk kurdu. Ayrıca soldaki kapının seçilmesi de öyle herkesin ölümüne yol açmıyor. Yani tıbbi anlamda. Sadece matrix kendini reboot ediyor veya reload yapıyor. Dolayısıyla Matrix içinde yaşayanların hayatları sona eriyor ama sanal olarak. Yoksa hala pil durumundalar.

NOT: (neo’nun arkasındaki ekranlar eski Neolara ait değil. onun hesap edilebilen muhtemel yanıtlarının birer simülasyonu. aksi takdirde yüzlerce eski neo olmalıydı halbuki 5 tane var.)
Mimar diğer Neoların tümünün insan soyunun devamı için sağ kapıyı tercih ettiklerini söyledi. Ancak bu sürecin diğerlerinden farkının karşılıklı aşk olduğunu belirtti. İşte burda dikkat edilmesi gerek bişr ey var.Yalnız aşk değil, karşılıklı aşk. Böylece eski Trinity'lerin önceki Matrixlerde de Matrix’e girip neo’nun hayatı pahasına kendisininkini riske ettiğini ancak, eski Neoların neden sol kapıyı seçmedikleri anlaşılabilir. Zira eski Trinityler eski Neolara aşıkken eski Neolar eski Trinitylere aşık değillerdi. İşte önemli nokta bu. Aşık olacağınız kişiyi seçemezsiniz çünkü Matrix insanların hayatlarını sanki kendileri seçim yapıyormuşçasına, sanki onlara bir irade veriyormuşçasına kontrol eder. Tüm seçimler hesaplanır ve ona göre insanlar Matrix içinde yönlendirilir. İnsanlar da sanki kendi seçtikleri hayatı kendi iradeleriyle yaşıyormuş gibi zannederler. Böylece ilk Matrix’in çökme sebebi ortadan kaldırılmış olur. Şimdi denebilir ki Trinity aşık olmaya programlanmış ve Neo da aşık olmamaya programlanmış. Böylece kahinin trinity'nin aşık olacağını önceden bilmesi mantıksız olmaz çünkü bir önceki Matrixte de aşık olmuştu. Tek fark bu sefer Neo da aşık. Kahin Neo’nun aşık olacağını bilmiyordu ki. Bakın kahin ilk filmde aşkla ilgili ne diyor:

Kahin: Beklediğimden daha yakışıklısın. onun (Trinity) seni neden sevdiğine şüphe yok.

Neo: Kim? (burada anlıyoruz ki Neo şu ana kadar Trinity'e karşı bir şey hissetmiyor ve onun kendisine karşı bir şeyler hissettiğinden haberi yok)

Kahin: Çok da zeki değilsin. Morpheus seni neden bana gönderdi biliyor musun?

Neo: Galiba.

Kahin: Peki ne düşünüyorsun? Sen o musun (one'ı kastediyor)?

Neo: Bilmiyorum.

Kahin: Bu ne demek, biliyor musun? Kendini bilmek demektir. Sana küçük bir sır vereyim. "one" olmak aşık olmak gibidir. Kimse sana aşık olmanı söyleyemez sadece bilirsin. Hayalarından kemiklerine kadar.

  Neo, Trinity'nin ona aşık olduğundan bile habersiz. Peki Neo'yu kıvama nasıl getirmeli? Nasıl Trinity'e olan duygularını engelleyen programı değiştirmeli? İşte burda devreye kahin giriyor;

Kahin: işte bir çorek al (cookie) söz veriyorum yer yemez kendini yağmur gibi hissedeceksin.

  İşte  bu bölüm matrix i’in önemli bölümlerinden biridir. Ayrıca Trinity, Neo Matrix’in içinde ölürken ona seslenmiş ve ölemeyeceğini çünkü aşık olduğu kişinin “the one” olacağını söylemişti. sonra da Neo dirilmişti. Tabi dirilmesinin bununla bir ilgisi yok.

5-) Neo makine mi insan mı ?
 
 
Neo (Mr. Anderson ) bir insan. Bunu yaralanmasından anlıyoruz. Öte yandan, üzerine “one” programı yüklü. Bu Neo’nun en büyük farklarından biri de kendinden öncekilerden daha fazla “insan” kalmayı başarabilmesi. Bakın mimar ne diyor: “although the process has altered your consciousness, you remain irrevocably human” yani; “her ne kadar bu süreç senin bilincini değiştirse de geri dönülemez bir şekilde insan kaldın”. Aslında kilit noktalardan biri de bu. Neo, insan kalması sayesinde bir çok şeyin üstesinden gelebiliyor. Demek ki önceki Neolar bu kadar insan değillerdi. Zaten bu kadar insan olmasalar, aşık olamazlardı.




6-) Ajan Smith nedir ?



   Olasılıklardan biri Ajan Smith aslında bu alemdeki tek insan olması yönünde. Matrix’e göre bir virüs o yani sisteme ait değil. Ajan Smith tek amacı yok etmek olan bir virüs olup Matrix’in düşmanı. Çoğala çoğala Matrix’e aşırı yükleme yaptırmaya çalışıyor. Matrixten gerçekten kurtulmaya çalışan tek kişi o. İlk bölümde Morpheus’u sorgularken "Gerçekten buradan çıkmam lazım. Özgür olmalıyım ve benim anahtarım senin kafanda. Zion yok edildiğinde benim de burada kalmam için bir sebep olmayacak" diyor. Neo'yu öldürmesi halinde Matrix'ten kaçabileceğini düşünüyor. Çünkü Neo ölünce Matrix resetlenecek veya Neo'yu öldürmesiyle elde edeceği  güçle Matrix’i kapatacak ya da yok edecek. Hatırlarsanız ilk bölümde Neo’yu öldürmüştü ve bu ona kendi kendini kopyalama kudreti verdi. Diğer bir olasılık ise Ajan Smith’in orada olmasının bir manası olmaması yönünde. Orada olmayı istemiyor. O bir bilgisayar virüsü, çoğalıyor, bulaşıyor ve bozuyor. Aslında aynen insanları tanımladığı gibi hareket ediyor. İlk bölümde insanları "Bir yere gidersiniz, doğal kaynakları tükenene kadar çoğalırsınız, çoğalırsınız ve yaşamak için tek şansınız başka alanlara yayılmaktır. Bu şekilde davranan başka bir tek organizma vardır o da virüs." şeklinde tanımlıyordu.  Bu teorideki ironi, Ajan Smith insanlığı, Neo ise makineleri temsil ediyor olması. Neticede Smith sürekli olarak Neo'yu durdurmaya çalışıyor, Neo da kendisine yükelenen "one" programını takip ediyor. Neo, makineleşen bir insanı, Smith ise insanlaşan bir makineyi temsil ediyor. Neo, Smith’in varlık amacı haline geliyor. “the purpose”.

7-) Neo neden ölmedi, neden dirildi ?

   Ajan Smith Neo’yu öldüremez çünkü onun programında ölmek gibi bir seçenek bulunmuyor. En azından görevini yerine kadar ölme eylemi bahşedilmemiş ona. Smith ile (-) ve (+) gibi karşıt tarafları temsil etmekteler ve 'the one' programının bir bölümü bir şekilde Smith'e de yazıldığından o da ölemiyor. Kısacası ortada bir mulfunction var. Matrix hem Neo'yu hem de Ajan Smith'i kullanıyor. Halihazırda kullanılmakta olan bir programı silmeye çalışırsanız ne olur? Hata verir. “Program halen kullanıldığından silemezsiniz” benzeri bir ifade ile karşılaşırsınız. Bu nedenle ilk filmde ne Neo ne de Ajan Smith öldüler. Öte yandan ikisinin bu girişimi, ikinci filmde Smith’in kararsız hareket etmesine neden oldu.

8-) Anomali nedir ?

  Mimar Neo'ya der ki; "your life is the sum of a remainder of an unbalanced equation inherent to the programming of the matrix." yani senin hayatın matrix programından miras kalan dengesiz bir denklemin artıklarının toplamı diyor. Ne demek bu? Bunu çok güzel bir örnekle açıklayabiliriz;
  1'i 3'e böldüğümüzde 0.33333.. diye uzar gider. Bir bilgisayar bu 3333 diye sonsuza giden rakamları bir noktada keser ve 1/3=0.333333 gibi bir sayı verir. Şimdi bu sayıyı 3 ile çarpalım tekrar eski haline gelecek mi? 0.99999 ediyor. 0.00001 nereye gitti? İşte Neo budur. Elemine edilemeyen bir artık yani anomali.

 '' Jason payne açıklamalarında Matrixin 101 ve 303 sayılarına takılmış durumda olduğunu ifade eder. Neo'nun başlangıçtaki odası, merovingian'ın bulunduğu kat, 101 numaralı otobanda kovalamaca, trinity'nin elektrik santralini hack ettiği yerde girdiği parola. Binary sistemde 101'in 6'ya yani 6. versiyona eşit olduğunu belirtir. (000 = 1, 001 = 2, 010 = 3, 011 = 4, 100 = 5, 101 ise 6'dır. yani 6. versiyon.) bununla birlikte burada bir hata bulunmaktadır. Çünkü binary sistemdeki 101'i desimal sisteme çevirirken aşağıdaki formülü kullanırız:(1 x 2 ² )+ (0 x 2 ¹) + (1 x 2 º )= (1 x 4) +( 0 x 2) + (1 x 1) = 4 + 0 + 1 = 5 bulunur.dolayısıyla, 101, 6. versiyon demek değildir. 101, 5. versiyon demektir.
 
   Bu durumda 3 olasılık ile karşılaşmaktayız.

I. Binary sistemde 101'in matrix versiyonlarıyla bir ilgisi yok.
II. Bu matrix 5. versiyon, bu bağlamda mimar yalan söylüyor.
III. Wachowski kardeşler burada bir mantık hatası yapmışlar.

   Ben birinci olasılık üzerinde duruyorum ancak, halen bu rakamın aklıma yatan bir anlamını bulabilmiş değilim. Öte yandan biraz araştırdığınızda; george orwell'ın 1984 adlı kitabında 101 numaralı odada yaşayan insanlara yapılan işkencelerden ve bu insanlara 2+2=5 olarak belletildiğinden ve bu hususun neo'nun odasıyla temsil edildiği şeklindeki yorumlardan tutun da, 101'in hz. İsa'nın 5 yarasını temsil ettiğini, 303'ün 3x101 şeklinde yorumlanması gerektiğini belirten ifadeler dahi bulunulabilir. Bununla birlikte bana en yakın gelen açıklama şu: bilindiği gibi programların versiyonları 1,0 şeklindedir. Bu durumda matrix 1.0 ilk matrix programı oluyor. Matrix 1.1 ikinci, matrix 1.2 üçüncü, matrix 1.3 dördüncü, matrix 1.4 beşinci, ve matrix 1.5 altıncı oluyor. 6. versiyonun öncekilerden farkı;

I. Ajan Smith. (sisteme bir virüs bulaşmış durumda)

II. Neo eskilerinden daha güçlü. Neo, Fransız’ın adamlarıyla savaşacağı sırada Morpheus'a “siz anahtarcıyı kaçırın ben bunları hallederim” demiş, Merovingian da "halletmek?? senden öncekiler hiç olmazsa daha saygılıydılar" demişti. Demek ki anahtarcı Merovingian tarafından sürekli kaçırılıyor. Daha sonra Neo'yu kurşun yağmuruna tutup da neo bunları engelleyince; "tamam biraz yeteneklisin" demişti. Demek ki önceki Neolar bu kadar yetenekli değildi ki Merovingian bu Neo'yu da kurşunla durdurabileceğini ümit etti.

III. Mimar Neo'nun cevabı üzerine "ilginç bu öncekilerden daha çabuktu" demişti. Demek ki önceki Neolar şimdiki Neo kadar gelişmiş değildi, olayları bu kadar çabuk yorumlayamıyorlardı.

IV. Neo, öncekilerden daha insan. Mimar, Neo için “geri dönülemez bir şekilde insan kaldın” demişti.  ''
 9-) Kahin kime yardım ediyor ?

   Kahin Neo'yu upgrade ediyor ve matrix’ten sürekli kaçıyor. Zira kahin de bir program. İlk versiyondan kalan ve Zion'dan sorumlu bir program. Ancak dikkat edelim zion’un yok edilmesinden değil. Düzenlenmesi, gelişmesi vs. olabilir. Kahinin programı çıktığında Zion’un yok edilmesi gibi bir şey gündemde değildi ve ilk zion’un yok edilmesi kahin prgramında bazı hatalara neden oldu ve makineler yerine insanlar yararına hareket etmeye başladı. Öte yandan, bence kahin, işin başından beri var. Sadece durumu farklı bir şekilde düzenlemeye çalışıyor. Aslında kahin bunu “ben gelecekle ilgileniyorum” cümlesiyle açıklıyor. Yani Matrix’in geleceği ile ilgileniyor. Onun amacı aslında Matrix’in sürekliliğini sağlamak. Mimar ile farklı yönleri savunuyorlar o kadar. Mimar Matrix’i denklemsel olarak ele alıyor, kahin ise başka bir yönden ele alıyor. (hesap edilmeyen duygusal insani parametreleri dikkate alıyor ve matrix’in sürekliliğinin bu parametreler dikkate alınarak sağlanabileceğini düşünüyor.) Aslında ikisi de matrix’in devamı için uğraşıyorlar. Biri bilimsel diğeri duygusal anlamda. Yani en kısa anlatımıyla mimar, işi dengeyle çözme taraftarı, kahin ise dengesizlikle. Dolayısıyla kahin’in kimseden kaçtığı yok. Yani, ilk filmde ve ikinci filmde Smith gelene kadar kimseden kaçmamaktadır. Kaçtığı kişileri ikinci filmde Agent Smith ve Merovingian’dır. Bu iki program da sistem dışındadır. Yani sürgünlerdir. Dolayısıyla kahin de aslında sistem için yani Matrix’in sürekliliği için çalışmaktadır. Mimarla aradaki fark, kahin’in yönteminin insanlara daha olumlu gelmesidir. Unutmamak gerekir ki, ilk kehaneti ortaya atan, yani seçilmiş birinin gelip herkesi kurtaracağını, savaşı durduracağını belirten de odur. Kahinin koruyucusu Seraph'ın anlamı ise bir nevi melek. Hristiyan inancında koruyucu güçlü bir melek olarak belirtiliyor. Matrix’in ilk versiyonundan kalma. Yani cennetten gelen bir program. Her şeyin mükemmel olduğu bir ortamda, mükemmel bir bodyguard.

10-) Mimar kimdir ?
 
   Mimar ise yine başka bir program. Düzenleyici, koruyucu ana işletim sistemi gibi bir şey. Amacı Matrix’i geliştirip denklemdeki bozukluğu yani %1'lik olasılığı yok etmek. Bunu matematiksel olarak yapamadığı için yani Matrix’i daha iyi kılarak gerçekleştiremediği için Zion çözümünü yaratıyor. Denklemdeki dengesizlik nedeniyle hep bir anomali (neo) oluşuyor ve bu anomaliden faydalanmayı keşfediyor. Ona bir program yüklüyor (one programını). Matrix’in babası falan değil. Zaten Neo’ya mimikleriyle bunu ifade ediyor. Ayrıca konuşmada Matrix’in babası olmadığını veya kahinin de Matrix’in anası olmadığını “eğer Matrix’in babası olsaydım o da anası olurdu” cümlesiyle ifade ediyor. Aslında Matrix’in bir nevi annesi Persephone’dur. Öpücüğüyle insan karakterlerini, arzularını, isteklerini, duygularını toplayan ve iradenin ne kadar önemli olduğunu tespit edip, şu anki Matrix versiyonlarının ilk örneğinin yapılandırılmasında faydalı olan en önemli programdır.

11-) Neo'yu Matrix kullanıyorsa neden ajanlar onları öldürmek istiyor?

 Ajanların bir çok görevi bu görevlerden biri de Matrix’i korumak.  Sonuçta Zion’a gönderilen her kişi Matrix’e zarar veriyor. Bunların yanı sıra, ajanlar Neo'yu durdurmaya çalışmasa Neo da bir şeylerden şüphelenip, sistem tarafından yönlendirildiğini anlayıp görevini yerine getirmeyebilir.

12-) Matrix neden reddedenleri öldürmeyip Zion’a gönderiyor ve sonra yok ediyor?

  Bunlar ortalama 500 senede oluyor. yani arada zaman var. Bir anda çıkmıyor hepsi. Hani anti virüs programını çalıştırdığımızda bilgisayar 10-15 dk bilgisayardaki tüm dosyaları tarar, virüsleri bulur bunları bir dosyada saklar ve tarama bittiğinde sorar ya delete edeyim mi? diye. İşte işleyiş şekli aynen böyle.

 Filmin tamamında değişik ironiler var. Kahramanlar sürekli olarak gece gündüz gözlük takıyorlar. Bu gözlüklerin temsil ettiği bir şey olmalı. Belki de üzerlerine yüklenen programın ta kendisi olabilir. Zion da kimse gözlük takmıyor ama Matrixte takıyorlar. Bir de kahramanlar (neo vb.) yuvarlak hatlı gözlükler giyerken ajanlar vs. köşeli gözlükler takıyorlar. Büyük ihtimalle bunun da bir nedeni var ancak tespit edemedim.

 Merovingian’ın adamları;

  Merovingian ne kadar tuhaf program varsa onları yanında topluyor. Sadece hayaletler veya tavanda yürüyebilen insanlar değil aynı zamanda kurtadamlar var yanında. Bunlardan birini anahtarcıyı teslim ederken Persephone öldürüyor “gümüş bir kurşunla”.

Filmde yer alan bazı isimlerin anlamları;

Matrix: Latince rahim demektir.

Morpheus: Düşler tanrısı (filmde “i had a dream” diye bağırıp durur, insanlara bir rüyayı satar, onları bir rüyaya inandırır)

Trinity: Hristiyanlıkta baba/tanri, oğul/isa ve kutsal ruh üçlemesine verilen ad

Agent Smith: Bu konuda bir çok spekülasyon mevcut. Benim en beğendiğim yorum, Adam Smith’e yapılan gönderme. Arada muhteşem bir isim benzerliği var. Agent Smith - Adam Smith. Adam Smith iktisat teorisinin babası olarak görülür ve serbest piyasa ekonomisinin ilk temsilcisidir. Smith’e göre, bireylerin kendi çıkarlarını korumaları sayesinde, toplumun çıkarı korunur. Yani her birey kendi çıkarlarını korursa, toplamda bütün toplumunki korunacaktır. Bence filmde bu mükemmel bir şekilde eleştiriliyor. Hepsi kendi çıkarını düşünen bir smith’ler topluluğu sistemi (kapitalizmi?) çökertiyor.kahin : (oracle) dünyanın en büyük veritabanı ve yazılım şirketlerinden biridir. İnsanlara yardım ediyormuşçasına aslında sisteme yardımcı olması ve dengeden ziyade karmaşayı destekleyerek soruna çözüm bulması bence yine filmin anılan şirkete yaptığı eleştirilerden biridir.

Cypher: Lucifer – şeytan, bilgisayar terminolojisinde sıfır.

Zion: Huzurun yeri, sığınak

Bane: Yıkım,afet, ziyan zarar, günah

  Zaten film yapılmadan önce herkes Wachowski kardeşlerden böylesine bir tema bekliyordu. Yani dini de işin içine katacaklarını. Bir de bu Larry'nin ameliyatla cinsiyetini değiştirmesi basında çok yankı uyandırmıştı ama ben hiç şaşırmadım. Zira serinin 2. filminde galaya kadın kılığında katılması bunun habercisi niteliğindeydi.

  Neyse efendim uzun lafın kısası Matrix budur. (bana göre.) Filmi anlamanızda ufacık bir yardımım olduysa ne mutlu bana. Eğer hala kafanıza takılan bir şey varsa çekinmeden sorabilirsiniz, elimden geldiğince yardım etmeye çalışırım. Umarım Wachowski kardeşler de benim gibi düşünmüşlerdir..